HABERLER
23 üncü Avrupa Gümrük Hukuku Konferansı, 30 Haziran - 1 Temmuz 2011, Schaffhausen-İsviçre

Dış Ticaret, Tüketim Vergileri ve Gümrük için Avrupa Forumu Derneği tarafından bu yıl 23 üncüsü düzenlenen konferans 29 Haziran-1 Temmuz 2011 tar,hleri arasında Schaffhausen İsviçre'de gerçekleşecektir. Konferans aynı zamanda TTA (www.trusted-trade.net) üyelerinin de gayrıresmi buluşma platformudur. Ayrıntı için bkn

http://www.efa-muenster.de/

 

 

Öğretim üyeleleri buluşması, Münster

Münster Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri ve öğretim görevlileri geleneksel akşam yemeğinde buluştu.

Bkn: 

http://www.jura.uni-muenster.de/index.cfm?objectid=4E764156-A7FC-1F8E-B85A8082974B5DBD

Yeni Makale: Yeni TTK ve şirket yönetim kurulu üyelerinin akrabalarına adli para cezası

Ulusoy Hukuk Bürosu kurucusu Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy'un makalesi 11 Şubat 2012 tarihli Dünya Gaztesinde yayımlandı

http://www.dunya.com/yeni-ttk-ve-sirket-yonetim-kurulu-uyelerinin-akrabalarina-adli-para-cezasi-145681h.htm

Vadeli Mal Alan Yönetim Kurulu Üyelerinin Eş ve Ç ocuklarına, Akrabalarına Adli Para Cezası Mı Geliyor?

 

Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy, Ulusoy Hukuk Bürosu

 

Epey bir zamandır, yazılı ve görsel medyada Yeni Türk Ticaret Kanunun bazı hükümlerinin eleştirilmesine daha sık rastlamaktayız. Bu eleştirilerden en medyatik olanı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 395 inci maddesinin ikinci paragrafındaki şirkete borçlanma yasağıdır. Medyada dile getirilen eleştirilere göre, bir anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin, 393 üncü maddede sayılan yakınlarının şirkette nakit veya ayın borçlanmaları durumunda, hapis cezasına çarptırılacakları yönündedir.

Bir diğeri ise, yönetim kurulu üyelerinin şirkete borçlanmasını yasaklayan kanunkoyucu, limited şirket müdürlerinin şirkete borçlanmalarını yasaklamayı unutmuş olması yönündedir.

Acaba her iki eleştiri de isabetli midir? Hemen belirtelim ki, ne şirketten vadeli mal alan yönetim kurulu üyelerinin akrabalarına adli para cezası gelmekte, ne de yönetim kurulu üyeleri için geçerli olan şirkete borçlanma yasağı, limited şirket müdürleri için unutulmuştur.

Anonim şirketler de işlem yapma yasağı ve çifte temsil konusunda “doçentlik tezi” yazmış bir “hukukçu” olarak, konunun aydınlatılması mecburiyetini hissettiğimden, konuyu kısa ve öz olarak kaleme aldım.

 

Yönetim Kurulu Üyelerinin Akrabalarına Yönelik Adi Para Cezası  Tehdidi

 

Yeni Türk Ticaret Kanununun 395 inci maddesinin ikinci parağrafına göre, yönetim kurulu üyesi, 393 üncü maddede sayılan yakınları, kendisinin ve söz konusu yakınlarının ortağı oldukları şahıs şirketleri ve en az yüzde yirmisine katıldıkları sermaye şirketleri, şirkete nakit veya ayın borçlanamazlar. BU yasağa uymayanlara ise, 562 inci maddenin beşinci parağrafının (d) bendi gereği, üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasına çarptırılır.

Yeni Türk Ticaret Kanunu 393 üncü maddesinde sayılanlar ise, yönetim kurulunun alt ve üst soyu eşinin yahut üçüncü derece dâhil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarıdır. Bu gruba girenleri, bu yazı kapsamında “yakın akraba” olarak nitelediğimizde, yakın akrabalara örneğin kaynana ve kayınbaba, büyükanne ve büyükbaba, çocuk ve torunlar, amca ve dayı, teyze ve hala da girecektir.

Yeni Türk Ticaret Kanunu md 395 ikinci parağrafı ile yönetim kurulunun yakın akrabalarının şirket nakit veya ayın borçlanmasını yasaklarken acaba neyi kastetmektedir? Şirketten vadeli mal alıp, nakit veya ayni borçlanmayı mı kastetmektedir? Rahatlıkla ve kesinlikle söyleyebilirim ki, bu yasak vadeli mal alarak şirkete borçlanmayı kapsamaz. Türk Ticaret Kanununun amacı ticaret şirketlerinin yönetim kurulu üyelerinin yakın akrabaları ile ticari ilişki içerisine girmesini yasaklamak değildir.

 Burada amaç, şirketin faaliyet konusuna giren işlemlerin “yakın akrabalar” tarafından nakit ve peşin olarak yapılmasını sağlamak değil, şirketin faaliyet konusuna girmeyen işlemlerle şirket mal varlığının yakın akrabalar tarafından haksız ve kötüye kullanımını yasaklamaktır.

395 inci maddenin ikinci parağrafı kapsamında bir şirkete nakit borçlanmak, o şirketten borçlar hukuku kapsamında Eski Borçlar Kanununda “karz”, Yeni Borçlar Kanununda 386 ıncı maddede “tüketim ödüncü” denilen sözleşmelerle belirli bir parayı borçlanmak demektir. Yoksa bir satım sözleşmesi yoluyla satış bedelinin taksitlerle ödenmesinin kararlaştırılması, şirket nakit borçlanmak anlamına gelmez. Şirketten bir mal satın alınarak ödemenin taksite bağlanması yasak kapsamında olsaydı, 395 inci madenini ikinci fıkrası “Yönetim kurulu üyesi … şirkete nakit veya ayın borçlanmazlar” ifadesini kullanmazdı. Keza yönetim kurulu üyesinin şirketle işlem yapması demek olan bu durum –şirketten vadeli bir mal satın alması-, aynı maddenin birinci parağrafı ile zaten yasaktır -genel kurulun iznine tabiidir. Kanunkoyucu aynı maddede yönetim kurulu için aynı yasağı birinci ve ikinci parağraflarda tekrarlamamıştır. Birinci parağraf yönetim kurulu üyelerinin  şirketle hiçbir hukuki sözleşme yapamayacağını belirtirken, onların veya ”yakın akraba”larının şirketten ödünç para alarak borçlanmasını, genel kurul izni olup olmamasına bakmaksızın, yasaklamakta, adli para cezasına bağlamaktadır.

Şirkete ayın borçlanmada da aynı sonuç geçerlidir. Bir şirkete ayın borçlanması ile kastedilen, şirkete ait bir mal veya eşyanın, yani şirketin taşınır veya taşınmaz mal varlığının Eski Borçlar Kanununda ariyet, Yeni Borçlar Kanununda 379 uncu maddede kullanım ödüncü denilen sözleşmelerle borçlanılmasıdır.

Bu sebeplerle, örneğin bir otomobil veya beyaz eşya bayinin yönetim kurulu üyelerinin yakın akrabaları, hiçbir adli para cezası endişesi olmadan taksitle otomobil veya beyaz eşya alabilirler, bir turizm şirketinden taksitle tatil hizmeti satın alabilirler. Ortada ne bir tüketim ödüncü sözleşmesi ne de kullanım ödüncü sözleşmesi olmadığından, sadece bir satım sözleşmesi olduğundan, Yeni Türk Ticaret Kanunun 395 inci maddesinin ikinci parağrafı anlamında, birinci durumda şirkete ayın, ikinci durumda ise nakit borçlanmış sayılmazlar.

 

Yönetim Kurulu Üyelerinin ve Limited Şirket Müdürlerinin Şirkete Borçlanma Yasakları

 

Yönetim kurulu üyeleri için geçerli olan şirkete tüketim ödüncü kapsamında borçlanma yasağı, hiç şüphesiz ki, limited şirket müdürleri için de geçerlidir. Şöyle ki, Yeni Türk Ticaret Kanununun 644 üncü maddesinin (a) bendine göre, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü maddesi, limited şirketler hakkında da uygulanır. O halde limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülükleri ihlal ettiklerinde ortaya çıkacaktır.

Anonim limited şirket yönetim kurulu üyeleri için geçerli olan şirkete borçlanma yasağıyla ilgili düzenleme gibi açık bir düzenleme gerçekten yoktur. Ancak hiç şüphesiz ki, yönetim kurulu üyesinin şirkete borçlanma işlemi, doğrudan doğruya yönetim kurulu üyelerinin şirketi temsil yetkisinin sınırlanması ile ilgilidir. Bir başka söyleyişle, kanunkoyucu, anonim şirketin yönetim kurulu üyelerine şirkete  borçlanma yasağı getirerek, onların şirketi temsilen kendi kendileriyle ne bir kullanma ne de tüketim ödüncü sözleşmesi yapmalarına izin vermemiştir. Bu da bir bakıma yönetim kurulu üyelerinin kendileriyle tüketim veya kullanım ödüncü sözleşmesi yapılmasında şirketi temsil yetkilerinin bulunmadığı ifade edilmektedir.

Buna karşılık Yeni Türk Ticaret Kanunun 629 uncu maddesinin birinci parağrafı limited şirket müdürlerinin şirketi temsil yetkisinin kapsamının belirlenmesinde, anonim şirketlerle ilgili hükümlerin “kıyasen” uygulanacağını hükme bağlamaktadır. Bu halde hem temsil yetkisinin yasal bir kısıtlanması olan şirkete nakit veya ayın borçlanma yasağı, md 629 birinci fıkra atfı nedeniyle limited şirket müdürleri için de geçerlidir. Kaldı ki, aynı hüküm, yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkilerinin kapsamı ile ilgili kuralların “kıyasen” limited şirket müdürleri hakkında da uygulanacağını belirttiğinden, bir limited şirket müdürünün şirkete tüketim ödünç sözleşmesi kapsamında nakit, kullanım ödüncü kapsamında ayın borçlanması durumunda, “kıyasen” TTK md 395 ikinci parağrafı ile muhatap olacaktır.

Yeni Türk Ticaret Kanunu limited şirket müdürlerinin temsili konusunda anonim şirkete ilişkin hükümlere yollama yapmamış ve hatta bu hükümlerin limited şirket müdürleri hakkında “kıyasen” uygulanacağını hükme bağlamamış olsaydı bile, özel hukukun genel prensibi haline gelmiş olan “temsilcinin kendi kendisiyle işlem yapma yasağı” gereği, limited şirket müdürleri, şirkete karşı kullanım ve tüketim ödüncü ile borçlanamayacaklardı.

 

Sonuç

 

Yeni Türk Ticaret Kanunu, bir anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin ve 393 üncü maddede sayılan “yakın akrabalarının” şirketin ticari faaliyet konusuna giren mal ve hizmetlerini satım sözleşmesi ile satın almalarını yasaklamadığı gibi, bedelin de peşin veya taksitli ödenmesini adli para cezası ile cezalandırmamaktadır. Yasak olan ve cezalandırılan, yönetim kurulu üyelerinin ve “yakın akraba”larının tüketim ödüncü (karz) sözleşmesi ile para veya kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesi ile bir şey (ayın) borçlanmalarıdır. Bu anlamda, bir anonim şirket yönetim kurulu üyesinin “yakın akrabası” şirketten taksitle otomobil alıp bedelini borçlanabilir, ancak aynı otomobili yaz tatili dönüşü iade etmek üzere iki haftalığına kullanma ödüncü ile teslim alıp borçlanamaz. “yakın akraba”sı yönetim kurulu olduğu bir şirketten vadeli mal ve hizmet satın almak isteyenlerin müsterih olması gerekir. 

Yeni Makale: Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy'un bir makalesi Dünya Gazetesi'nin 1 Eylil 2012 tarihli nüshasında yayımlandı

 

 

http://www.dunya.com/tek-ortakli-anonim-sirket-uygulamasi-164147h.htm

 

 

BİR TEK ORTAKLI ANONİM ŞİRKET UYGULAMASI

Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy, Ulusoy Hukuk Bürosu

Beş  Ortaklı Anonim Şirketin Tek Ortaklıya Dönüşmesi

6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girdi. Böylece ticaret hayatımıza bir çok yeni hukuki kurum geldiği gibi, bu zamana kadar alışık olmadığımız bir çok şirket yapılaşmaları da uygulamaya kondu. Bunlardan birisi de tek ortaklı anonim şirketlerin kurulmasına olanak sağlanmasıdır. Artık, eskiden olduğu gibi en az beş kurucu ortak zorunluluğu olmadığından tek bir gerçek veya tüzel kişi de anonim şirket kurabilecektir (yeni TTK md 338/1).

Tek ortaklı anonim şirketlerle ilgili yenilik, sadece kurucu ortak sayısının bire düşürülmesi ile sınırlı olmayıp, kurulu anonim şirketlerin de ortak sayısını bire indirebilmelerine olanak sağlamasıdır (yeni TTK md 338/2). Yani, 1 Temmuz 2012 tarihinden önce en az beş ortak zorunluluğunu yerine getirmek için, eşine, çocuklarına, anne babasına veya yakın arkadaşlarına, muhasebecisine, avukatına sembolik birer hisse vererek yanlarına akademik jargonda  “saman adam” denilen göstermelik ortak almak zorunda olanlar, artık diğer ortakların elindeki tüm hisseleri devralarak, şirketlerinin tek ortağı haline gelebileceklerdir. Bunun da en büyük yararı, “çağrısız genel kurul” toplantılarının her zaman ve her an mümkün olmasıdır.

Bu yazıda, Merkezi Almanya’nın Cuxhaven şehri olan uluslararası bir şirketin, Türkiye’deki yavru şirketinin tek ortaklı anonim şirket dönüşmesi ve tek üyeli yönetim kurulu oluşturmasının İstanbuıl Ticaret Sicili Müdürlüğüne başvuru, tescil ve ilanı ile tamamlanan, Yeni TTK’nın ilk uygulamalarından birisi olarak özet halinde anlatılacaktır.

Öncelikle, şirketin hakim ortağı, diğer ortaklardan hisseleri teker teker devralır. Her bir hisse devir işleminin pay defterine tescili için yönetim kuruluna başvurur. Son hisselerin devir tarihinden itibaren yedi gün içerisinde şirketin tüm hisselerinin kendisinde toplandığını, şirketin tek ortağı haline geldiğini yönetim kuruluna bildirip, bunun ticaret siciline tescili ve ilanı için başvurur (yeni TTK md 338/2). Yönetim kurulu, pay defterini inceledikten ve şirketin tüm hisselerinin merkezi Almanya’da bulunan ana şirkete ait olduğunu tespit ettikten sonra, yine yedi gün içerisinde ticaret siciline başvurarak, şirketin tek ortaklı bir anonim şirket haline geldiğinin tescil ve ilanını talep eder (yeni TTK md 338/2).

Burada dikkat edilmesi gereken husus, ticaret siciline tescilin kurucu değil, bildirici etkisi olduğudur. Bir başka ifade ile, şirket tüm hisselerin tek bir ortağa ait olduğu tarihte tek ortaklı anonim şirkete dönüşmüş demektir. Ticaret siciline tescil, sadece bu durumun üçüncü kişilere duyurulması fonksiyonunu görür.

 

Üç  Üyeli Yönetim Kurulunun Bir Üyeliye Dönüşmesi

 

Anonim şirket artık tek ortaklı bir anonim şirkete dönüşmüştür. Ancak şirketin tek ortağı bununla yetinmeyip, üç üyeli yönetim kurulunu da yeni Türk Ticaret Kanunun  359 uncu maddesine uygun olarak tek üyeli yönetim kuruluna dönüştürmek istemektedir. Bunun için ise bir ana sözleşme değişikliğine gidilmesi şarttır. Ana sözleşmeyi değiştirme yetkisi yeni TTK md 408/2-a hükmüne göre genel kurula aittir. Eskiden genel kurul toplantılarında hükümet komiseri bulunması zorunlu idi. Fakat Yeni TTK md 407/2, bakanlık temsilcisi veya eski adı ile hükümet komiseri bulunması gerekli genel kurulları, 333 üncü maddeye göre kuruluşları izne tabi olan anonim ortaklıkların genel kurulları olarak tespit etmiştir. O halde sadece kuruluşu Bakanlık iznine tabi olan anonim şirketlerin genel kurullarında bakanlık temsilcisi bulunması zorunlu olduğundan, bu kural istisna hükmüdür. Ancak uygulamada maalesef Yeni TTK hükmüne aykırı bir şekilde, eski TTK’nun genel kurullarda bakanlık temsilcisi bulunması zorunluluğu devam etmektedir.

Bir anonim şirketin bütün hisseleri tek bir ortağa aitse, tek bir ortaktan oluşan bir genel kurul toplantısında hangi amaçla bakanlık temsilcisinin bulunmasının zorunlu olacağını izahı etmek güçtür. Şirketin acilen işlerini görülmesi zorunluluğu, onları bakanlık temsilcisi istemeye zorlamaktadır. Üstelik Bakanlık temsilcileri de ilgili Bakanlık olan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından değil, Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı tarafından tayin edilmektedir.  Tüm bu sakatlıkların bir an önce çıkarılacak Tebliğlerle düzenlenerek giderilmesi herkesin, en önemlisi de hukuk devletinin çıkarınadır.

Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı temsilcisinin de hazır bulunduğu, tek bir ortaktan oluşan olağanüstü genel kurul toplantısında,  yeni TTK md 420 hükmüne uygun bir toplantı başkanı seçilerek, ana sözleşmede gerekli değişikler yapılıp, yönetim kurulu üye sayısı bire indirildikten sonra, aynı genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyesi de seçilmiştir. Yönetim kurulu tek bir üyeden oluştuğundan, temsil yetkisi hiçbir şekilde sınırlanmamalı, en geniş yasal temsil yetkisine sahip olmalıdır. Yeni TTK 359 uncu  maddesi ile yönetim kurulu üyeliği için hissedar olma şartını aramadığı gibi, tüzel kişilerin de yönetim kurulu üyeliğine seçilmelerine olanak sağlamıştır. Bunun faydası ise, yönetim kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişinin, yönetim kurulu üyesi olarak atayacağı gerçek kişiyi, dilediği zaman, bir genel kurul kararına gerek olmaksızın değiştirebilmesidir. Tek şartı, bu değişikliğin ticaret siciline tescil ve ilanıdır.

 

Sonuç

 

Yeni Türk Ticaret Kanunu, bir çok yenilik getirmiş ve bir çok hususu değiştirmiştir. Henüz yeni olan uygulanmasında tereddütler vardır. Bu da yasanın daraltıcı “bürokratik” yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Yasanın ticari hayatı kolaylaştırmak için çıkarıldığı hiç unutulmadan yorumlanması ve her bir adımın hukuken çok iyi değerlendirerek atılması şarttır. Aksi takdirde, yasanın getirdiği kolaylıkların farkında bile olmadan eski güçlükleri yaşamaya devam etmek zorunda kalacağız.

Bu kolaylıklardan bazıları, bir anonim şirketin bütün hisselerinin tek bir kişinin elinde toplanabilmesi, böylece –kural olarak Bakanlık temsilcisinin dahi bulunmadığı-  tek ortaklı genel kurul toplantılarının mümkün olması, yönetim kurulunun tek üyeli olabilmesi, yönetim kuruluna tüzel kişilerin seçilebilmesi ve yönetim kurulu tüzel kişinin atadığı temsilcisini dilediği zaman değiştirebilmesidir. Bütün bunların bir anonim şirketin yönetimini bazı yönlerden kolaylaştırdığında şüphe yoktur.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın da özellikle hangi şirketlerin genel kurullarında bakanlık temsilcisinin bulunmasının zorunlu olduğun anlaşılması için bir an önce kuruluşu izne bağlı anonim şirketleri belirleyen Tebliği ve anonim şirket genel kurul toplantıları için genel kurulun çalışma esas ve usullerine ilişkin kuralları içeren, genel kurul toplantısı iç yönergesinin asgari unsurlarını ilan etmesinde uygulama açısından büyük fayda vardır. Aksi takdirde yönetim kurulunun genel kurul toplantısı iç yönergesini genel kurul onayına sunması ve tescil ve ilanı da mümkün olmayacaktır (yeni TTK md 419/2).

Yeni Makale: Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy'un mevduatın zamanaşımının anayasaya aykırı olduguna ilişkin bir makalesi Dünya Gazetesi'nin 24 Şubat 2012 tarihli nüshasında yayımlandı

 

http://www.dunya.com/mevduatin-zamanasimi-anayasaya-aykiridir-146835h.htm

 

MEVDUATIN ZAMANŞIMI ANAYASAYA AYKIRIDIR

 

Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy, Ulusoy Hukuk Bürosu

 

2012 Şubat Ayının başından beri yine gazetelerde bol bol okuyucu uyarılarak, bankalarda unuttukları mevduat, emanet alacakları varsa, bankalara başvurmaya davet edilmektedir. Bu hiç de haksız bir uyarı değildir:

5411 Sayılı Bankacılık Kanununun 62. maddesine göre, bankalar nezdlerindeki mevduat, katılım fonu, emanet ve alacaklardan hak sahibinin en son talebi, işlemi, herhangi bir yazılı talimatı tarihinden başlayarak on yıl içinde aranmayanlar zamanaşımına tabidir. BDDK tarafından yayımlanan “Mevduat ve Katılım Fonunun Kabulüne, Çekilmesine ve Zamanaşımına Uğrayan Mevduat, Katılım Fonu, Emanet ve Alacaklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin” 8 inci maddesi gereğince bankaların, nezdlerindeki zamanaşımına uğrayan mevduat, emanet ve alacakların listesini Şubat ayı başından itibaren kendi internet sitelerinde üç ay müddetle ilan etmesi gerekmektedir.

Bu sebeple isim ve hesap bilgileri ilanlarda yer alan müşterilerin 15 Mayıs 2012 tarihine kadar hesaplarının bulunduğu şubeye kimlik belgeleri ile başvurmamaları halinde yasa gereği zamanaşımına uğramış olan mevduat bakiyeleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilecektir.

 

Bu durumda, eğer on yıldır bizzat hiçbir işlem yapmadığınız hesabınızda paranız var, 15 Mayıs 2012 tarihine kadar başvurmazsanız, paranız, TMSF’ye gelir kaydedilecektir.

Hesapla ilgili işlemi bizzat hesap sahibinin yapması gerektiğinden, örneğin hesaba zamanaşımının dolmasına bir gün kala 10 bin TL gelse, bu para daha hesaba geçeli bir gün olmasına rağmen, bir gün sonra zamanaşımına uğrayacaktır. Nasıl bir adalet?

 

Şu örnek ise, durumun vehametini daha açık ortaya koyacaktır: Bankadaki kiralık kasanızda, pırlanta yüzükleriniz, altın kolyeleriniz, ya da şahsınıza özel hatırası olan eşyalarınız, örneğin babaannenizden hatıra bir çift küpe olabilir. Eğer kiralık kasanızı en son on yıl önce açmışsanız ve 15 Mayıs 2012 tarihine kadar başvurmazsanız, kiralık kasanızda sakladığınız her şey, TMSF’nin olacaktır. TMSF’nin sizin babaannenizden kalan bir çift küpeyi ya da pırlanta yüzüğünüz ile altın kolyenizi nasıl değerlendireceği de ayrı bir sorudur.

 

Bir başka çarpıcı örnek ise, bir anonim şirket ortağı iseniz ve hisse sentlerinizi banka kasasında saklıyor ve on yıldan beri kasanızı hiç açmamışsanız, bu hisse senetleri de TMSF’ye devredilecektir. Daha açık bir ifade ile, sizin şirketteki ortaklığınız sona erecek, yerinize TMSF ortak olarak şirket girecektir. Aynı husus, on yıldır hiçbir işlem yapmadığınız banka yatırım hesabınızdaki hisse senetleri için de geçerlidir. Oysa bir aracı kurum veya yatırım ortaklığındaki menkul kıymetlerinizle ilgili on yıl boyunca hiçbir işlem yapmamış olsanız da onlar, her hangi bir kuruma devredilmemektedir. Bankalardan olan menkul kıymet alacakları için farklı, sermaye piyasası kurumlarından olan menkul kıymet alacakları için farklı bir düzenleme. Nasıl bir eşitlik?

 

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ne Diyor?

 

Öncelikle belirtelim ki, bir müşterinin bankadan olan mevduat veya emanet gibi alacakları, o kişinin malvarlığının bir parçasıdır. Çünkü malvarlığı, alacaklar ve borçlarla ayrılmaz bir bütündür. Zamanaşımı ise teknik olarak, bir alacağı ortadan kaldırmaz. Sadece zamanaşımına uğrayan alacağı dava yoluyla talep etme hakkını ortadan kaldırır. Hukuk terminolojisinde buna “eksik borç” denir. O halde kural olarak zamanaşımına uğrayana alacaklar, sona ermemekte, varlıklarını sürdürmektedirler. Sadece dava açma hakkı sona ermektedir.

Bu durumda, on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayan mevduat ve diğer alacakların da aslında, mevduat sahibinin malvarlığının bir parçası olmaya devam ettiği rahatlıkla söylenebilir.

Zamanaşımına uğradığı için eksik borç haline gelmiş olsa da, malvarlığının bir parçası olmaya devam eden banka alacaklarının bir kamu kurumuna devrinin Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygunluğu iddia edilemez.

Anayasa’nın 35 inci maddesine göre, herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahip olup, bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1. Protokol’ünün 1 inci maddesine göre de, herkesin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mülkiyet kavramını geniş yorumladığı, alacakları, mülkiyete konu olan hukuki obje olarak nitelediğini de belirtelim.

Bir alacağın sırf zamanaşımına uğramış olması nedeniyle, mevduat sahibinin malvarlığının bir parçası olan bu alacak üzerindeki mülkiyet hakkını sona erdirmeyi haklı gösterecek bir kamu yararı bulmak oldukça zordur. Bir kimsenin “zamanaşımına uğrayan banka kasasındaki pırlanta yüzüğü” üzerindeki mülkiyet hakkının sona erdirilip, TMSF’ye devrinde hangi kamu yararı olabilir. Üstelik, kamulaştırmada dahi gerçek bedeli ödeme zorunluluğu varken, mülkiyetin TMSF’ye devri, hiçbir karşılık ödenmeksizin olabilmektedir.

 

Sonuç

Bankacılık Kanunun 62 inci maddesi gereği , bankalardan olan her türlü alacak, emanet ve mevduatın zamanaşımına uğradığı için TMSF’ye devri, hem 1982 Anayasasının 35 inci maddesine hem de  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol md 1’e aykırıdır. Bir kimsenin malvarlığının bir parçası olan zamanaşımına uğramış banka alacaklarının borçlu ve alacaklının iradesi dışında malvarlıkları ve  mülkiyetlerinden çıkarılarak, hiçbir karşılık dahi ödenmeksizin TMSF’ye devri, hukuki değildir. Hele hele, “zamanaşımına uğrayan kiralık kasa” daki eşyaların mülkiyetinin veya hisse senetlerinin, dolayısıyla şirketteki ortaklık hakkının, TMSF’ye devrinde hukuka hiç bir uyarlık yoktur.

Artık Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı da tanındığından, bankadan olan her hangi bir alacağı zamanaşımına uğradığı için TMSF’ye devredilen kişilerin Anayasa Mahkemesine başvurmaları, buradan da sonuç alamamaları durumunda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırılık gerekçesiyle Avrupa adalet Divanı’na başvurmalarının yolu açıktır. Böyle bir halde ise, sonucun Bankacılık Kanununun 62 inci maddesi aleyhine olacağını ileri sürmek, hukuki bir kehanet olmayacaktır.

Avukatımız Prof.Dr. Erol Ulusoy, yeni banka hesabı türleri hakkında Dünya Gazetesi'nde bir makale yayımladı.

http://www.dunya.com/yeni-turk-ticaret-ve-borclar-kanunu-yeni-banka-hesap-turleri-165463h.htm

 

 

YENİ TÜRK TİCARET VE BORÇLAR KANUNU YENİ BANKA HESAP TÜRLERİ

Prof.Dr. Erol ULUSOY, Avukat, Ulusoy Hukuk Bürosu

1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu bir çok yeni hukuki düzenlemeler getirmiştir. Bu yeni düzenlemeler sadece hukuk hayatında yeniliklere değil, başka alanlarda yeni müesseselerin doğmasına neden olmuştur. Örneğin bankacılık alanında daha önce mevcut olmayan yeni hesap türleri oluşmuştur. Yeni kanunların uygulanması için zorunlu olan bu yeni hesap türleri, bankacılık hesap türlerini düzenleyen ve TCMB tarafından çıkarılmış olan 2007/1 sayılı MEVDUAT VE KATILIM FONLARININ VADELERİ VE TÜRLERİ HAKKINDA TEBLİĞ (03 Şubat 2007 tarih ve 26423 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır) kapsamına alınmalıdır.

Tebliğ’de yapılacak değişiklikte, bu hesap türlerinin hukuki özellikleri dikkate alınmalı, ayrıca Kanun metinlerinde lafzen “banka hesabı”ndan, “tasarruf mevduatı”ndan bahsedildiğinden, katılım bankalarında açılan hesap türleri olan özel cari hesap ve katılım hesaplarını kapsayacak şekilde ve tüzel kişilerin hesap açmalarına olanak sağlayacak biçimde ikincil düzenlemeler yapılmalıdır. Aksi takdirde hangi sebeple olursa olsun, katılım bankaları ile çalışmayı tercih eden vatandaşlarımız, yeni kanunların öngördüğü hukuki müesseselerden yararlanabilmek için mevduat bankalarını tercih etmek zorunda kalacaklardır. Örneğin, şirket kuruluşunda asgari tutarın bir banka hesabına yatırılması gerektiği ifade edilmektedir. Katılım bankalarındaki uygun hesap türü olan özel cari hesaptan bahsedilmemektedir. Gerçi 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 3 üncü maddesinde, “banka” kavramının, mevduat bankaları ile katılım bankaları ve kalkınma ve yatırım bankalarını kapsadığı belirtilmiş olsa da, bu kural sadece Bankacılık Kanununun uygulamasında geçerlidir. Tereddütlere yer vermemek için, katılım banka hesap türlerini de açık ve seçik olarak kapsama alınmalıdır.

Yeni Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanununun uygulamasında öngörülen üç yeni banka hesap türü vardır:

1)                     Sermaye Ödeme Hesabı

Türk Ticaret Kanunun 345 inci maddesinegöre, anonim şirketin kuruluşunda taahhüt edilen sermaye ancak bir banka hesabına ödenebilir. Aynı maddeye göre, nakdi sermaye tahhüdünün en az % 25’i, şirket esas sözleşmesinin imzalanmasından sonra ve fakat şirketin ticaret siciline tescilinden önce ödenmesi şarttır. Aksi takdirde, şirket ticaret siciline tescil edilmeyecek ve tüzel kişilik kazanamayacaktır. Bu sebeple, yeni TTK md 395 gereği uygulamada mutlaka bir banka hesabı açılması ve sermaye taahhüdünün de bu hesaba para yatırılarak yerine getirilmesi şarttır. Yasada açıklık olmamasına rağmen, aynı husus sermaye artırımında da geçerli olmalıdır. Her kim, sermaye artırımına iştirak etmişse, iştirak taahhüdünün en az % 25’ini şirkete ait bir banka hesabına ödemelidir. O halde hem kuruluşta hem de sermaye artırımında, sermayeyi ödeme yeri, şirkete ait bir banka hesabı olabilir. Sermaye taahhüdünde bulunanların şirket kasasına veya şirketin bir borcunu ödeme ya da şirkete karşı alacaklarını takas etme gibi farklı usul ve yöntemler ile sermaye taahhüdü borcundan kutulamazlar.

Sermaye ödeme banka hesabınınbazı özellikleri vardır. Bunlardan en önemlisi, sermaye ödeme hesabı üzerinde ancak ve ancak şirket esas sözleşmesinde gösterilen ilk yönetim kurulu tasarruf edebilir. Eğer hesap üzerinde yönetim kurulunun tasarruf yetkisi kısıtlanmış veya başkaları –örneğin ödemeyi yapan kurucu ortak- da tasarruf yetkisine sahipse, TTK md 395 koşulu yerine getirilmemiş olacağından, ticaret sicili müdürünün şirketin tescil talebini reddetmesi gerekir. Ticaret sicili müdürü bu durumu bankanın vereceği bir mektupla tespit edecektir. Sermaye ödeme hesabının bulunduğu banka, taahhüt edilen payların, kanunda veya esas sözleşmede öngörülmüş bulunan ve kanunda yazılı olandan daha yüksek olan tutarlarının ödendiğini teyit eden bir mektup hazırlar. Bu mektup, ticaret sicili müdürlüğüne hitaben yazılır. Elbette bankanın bu mektubun içeriğinin doğru olamaması durumunda hukuki sorumluluğu gündeme gelebilir.

Sermaye ödeme hesabının diğer özellikleri şöyledir; Sermaye ödeme hesabı vadesiz bir hesaptır ve kurulmakta olan şirket adına açılır. Banka, sermaye ödeme hesabındaki tutarı, şirketin tüzel kişilik kazandığını bildiren sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, sadece şirkete ödeyebilir.Buradan hesaptaki paranın şirket tüzel kişilik kazanıncaya kadar bloke olduğu anlamı çıkarılmamalıdır.Şirket, 335 inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen noter onayı tarihinden itibaren, üç ay içinde tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bu hususu doğrulayan bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, bedeller banka tarafından sahiplerine geri verilir. Böylece, sermaye ödeme hesabı, şirketin tüzel kişilik kazanması ile kapatılarak, hesaptaki para tüzel kişilik kazanmış olan şirket adına açılacak hesaba aktarılır. Şirket tüzel kişilik kazanmaz ise, bedeller sahiplerine geri verilmek suretiyle hesap yine kapatılır.

2)                     Kira Güvencesi Hesabı

Türk Borçlar Kanunun 342 inci maddesininuygulaması da kira güvence hesabı denilebilecek yeni bir hesap türünün zorunlu kılmaktadır. Kira güvencesine uygulamada kira depozitosu da denilmektedir. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmeyle kiracıya güvence ya da depozito verme borcu getirilmişse, bu güvence üçaylıkkirabedeliniaşamaz. Kira güvencesi para veya kıymetli evrak şeklinde kararlaştırılabilir.

Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek üzere, parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir bankaya depo eder. Maddede tasarruf hesabından bahsedilmesi doğru olmamıştır. Çünkü tasarruf mevduatı sahibi sadece gerçek kişiler olabilir. Bu durumda kiracı örneğin bir şirket ise, kira güvencesi hesabı açamayacaktır.

Kira güvencesi hesabının genel özellikleri şöyledir; Hesap kiracı adına açılmakla birlikte, hesapta mutlaka kiralayan da gösterilmelidir. Bankaya kira sözleşmesinin ibrazının gerekip gerekmeyeceği, ikincil mevzuatla düzenlenebilir. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya kira ilişkisinden dolayı taraflardan her hangi birinse karşı icra takibinin kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarakgeriverebilir. Hesap müşterek bir hesap olmamasına rağmen, tamamen veya kısmen geri verilmesi, ortak iradeye bağlıdır. Vadeli bir hesap olup, vadesi, kira sözleşmesinin sonudur. Ancak kira sözleşmesi sona erdirilmediğinden, belirsiz süreli hale gelirse, vadeli kira güvencesi hesabının vadesi, elbette yürürlükteki mevduat gereği aynı süre ile yenilenmiş olacaktır.

Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava açtığını veya icra ya da iflâs yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarakbildirmemişsebanka,kiracının  istemi üzerine güvenceyi geri vermekle yükümlüdür. Ancak kira sözleşmesi süresiz hale gelmişse, kiraya verenin yine aynı süre içerisinde bu durumu bankaya bildirmesi gerekir. Aks i takdirde, banka kira sözleşmesinin belirsiz süreli hale geldiğini bilemeyeceğinden, talepte bulunan kiracıya hesabındaki güvenceyi ödeyebilir.

3)                     Ön Ödemeli Taksitle Satış Hesabı

Türk Borçlar Kanununun 264 üncü maddesi  ile düzenlenen yeni bir satım türü de ön ödemeli taksitle satıştır. Ön ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır bir malın satış bedeliniöncedentaksit taksitödemeyi,satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendiklerisatıştır. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi yazılı olmak zorunda ve taksitlerin hangi bankaya ödeneceği de gösterilmek zorundadır. Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinde taksitlerin ödeneceği banka gösterilmezse, sözleşme geçersizdir.

O halde ön ödemeli taksitle satışla ilgili düzenlemelerin uygulanabilmesi için, taksitleri ödeme yeri bir banka hesabı olacağından, mutlaka bir banka hesabı açılmalıdır. Bu hesaba ise, ön ödemeli taksitle satış hesabı denir.

Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesinin genel özelikleri ise şöyledir; Ödeme süresi bir yıl dan daha uzun veya belirsiz olan sözleş melerde alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf veya yatırımhesabınayatırmaklayükümlüdür. Bir başka ifade ile, ön ödemeli taksitle satış hesabı, alıcı adına açılır. Hesap, tasarruf hesabı olduğundan, sadece gerçek kişiler ön ödemeli taksitle satış sözleşmelerinde alıcı olabilir. Keza tasarruf mevduatı, sadece gerçek kişilere ait olabilir. Kanaatimce bu hatalı ifadenin tüzel kişiler için olumsuz sonucu olacağı gözden kaçırılmıştır. Hesap vadeli bir hesaptır. Vadesi, ödeme süresi kadar olabilir. Böyle bir durumda ise taksitlerin, vadeden önce hesaba ödenmesine olanak sağlanmalıdır. Keza gelir getiren bir hesap olacağından, katılım bankalarının özel cari hesapları buna uygun değildir.

Banka, hem hesap sahibi alıcının hem de satıcının çıkarlarını gözetmekzorundadır. Açılanhesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir.Burızaöncedenverilemez. O halde hesap müşterek hesap olmamasına rağmen ödemeler için müşterek irade şarttır.

Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veyabelirsizolansözleşmelerdealıcı,satılanın devrine kadar Türk Borçlar Kanunu 268 inci madde uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı,bu hesapüzerindekibütünhaklarınıkaybeder.  Satılanın devredilmesini isteyen alıcı,hesabındaki bakiyeden, satış bedelininençoküçtebirlikkısmınısatıcılehineserbestbırakabilir.

Bu hesap, tasarruf mevduatı yerine bir yatırım hesabı olarak da açılabilir. Ancak yatırım hesabı

4)                     Sonuç

Yeni kanunların uygulaması için bankacılık sistemimize yeni hesap türleri girmiştir. Ancak bu hesap türlerinin özellikleri hakkında tereddüte yer verecek ifadeler olduğu gibi, yasal olarak düzenlenmemiş, boşlukta kalan hususlar da vardır. Katılım bankalarının hesap türlerinin uygulama kapsamına alınması, madde metinlerindeki tasarruf mevduatı ifadesinin kullanılmasının olumsuz sonuçlarının giderilmesi şarttır. Bu sebeple, bu hesap türlerinin özelliklerinin bir an evvel ikincil mevzuatla düzenlenerek, uygulamada çıkacak tereddüt ve güçlüklerin önüne geçilmelidir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın ilgili Tebliği’nde yakın zamanda söz konusu düzenlemeler yapılabilir. 

AVUKAT PROF.DR. EROL ULUSOY, 16 KASIM 2012 TARİHİNDE BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU'NDA

AVUKAT PROF.DR. EROL ULUSOY’UN MAKALESİ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NDE KANUN TEKLİFİ KONUSU OLDU!

 

PROF.DR. EROL ULUSOY’UN MAKALESİ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NDE KANUN TEKLİFİ KONUSU OLDU!

Ulusoy Hukuk Bürosu kurucusu Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy'un banka mevduatlarının zamanaşımıyla ilgili düzenleme olan 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 62 inci maddesinin Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protoklüne aykırı olduğuna ilişkşin Dünya Gazetesi'nda yayımladığı makalesi:    http://www.dunya.com/mevduatin-zamanasimi-anayasaya-aykiridir-146835h.htm,

TBMM'de kanun teklifi konusu oldu:     http://www2.tbmm.gov.tr/d24/2/2-0418.pdf.

Prof. Dr. Ulusoy'un görüşüne uygun olarak ilgili maddenin kaldırılması teklif edildi.

Avukatımız Prof.Dr. Erol ULUSOY, TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI'NDA, 29-30 KASIM 2012 TARİHLERİNDE TÜRK BORÇLAR KANUNU VE TÜRK TİCARET KANUNU EĞİTİMİ VERECEK.

Hukuk Mahkemesi hakimlerine TBK Egitimi

2012 Eylül Ayinda, toplam 9 gruba, Istanbul, Ankara ve İzmir Bölgesi Hakimlerine HSYK ve Türkiye Adalet Akademisi organizasyonu altında yeni Türk Borclar Kanunu tanitim sempozyumlari düzenlendi. Prof.Dr. Erol Ulusoy, sempozyumlarin akademik organizasyonuna da katkida bulundu.

http://www.taa.gov.tr/374-borclar-kanunu-tanitim-seminerleri-izmir.html

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Türkiye Adalet Akademisi işbirliğinde 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun tanıtımı, uygulamada birliğin sağlanması ve karşılaşılan sorunlara ortak çözüm önerileri getirilmesi için 8 Ekim 2012 tarihinde Erzurum ve Mardin illerinde başlayan ikişer günlük bölgesel tanıtım seminerleri 11 Ocak 2013 tarihinde tamamlanmıştır. Bu süreç içinde Türkiye’nin 9 farklı ilinde düzenlenen 23 seminere 1557 hâkim katılmıştır. 

Yeni Türk Borçlar Kanunu seminerlerine katılarak sunum yapan Prof. Dr. Erol ULUSOY (İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Cevdet YAVUZ (Marmara Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Şebnem AKİPEK (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Tufan OĞUZ (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Erol ULUSOY (İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Turgut ÖZ (Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Atilla ALTO, (İstanbul Kültür Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Halil AKKANAT (Türk Alman Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Hasan OZANOĞLU (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Gülçin ELÇİN GRASSİNGER (İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof. Dr. Nevzat KOÇ (İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi), Doç. Dr Emre GÖKYAYLA (Bahceşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi) başta olmak üzere tüm akademisyenler ile eğitici olarak görev alan 49 hâkim ve Yargıtay tetkik hâkimine teşekkür ederiz.

http://www.hsyk.gov.tr/duyurular/2013/subat/tbk.html

ULUSLARARASI HUKUK SEMPOZYUMU

Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası                                                                                                                                                              

 

                                                   

 

ULUSLARARASI HUKUK SEMPOZYUMU

13.30-14.50

1.      Oturum: Uluslararası Satım Sözleşmeleri

Oturum Başkanı: Prof.Dr. Erol ULUSOY, İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi – Ulusoy Hukuk Bürosu

“Uluslararası Tüketici Satış Sözleşmeşleri”,  Prof.Dr. Ansgar STAUDINGER, Bielefeld Üniversitesi Hukuk Fakültesi

“Yeni Türk Borçlar Kanunu’nun Satış Sözleşmesi Hükümlerinin Viyana Satım Sözleşmesi Hükümleri ile Birlikte Değerlendirilmesi”,Prof.Dr. Turgut ÖZ, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi

14.50-15.10: Sorular-Tartışmalar

15.10-15.30: Ara

15.30-15.50

2.      Oturum: Kefalet Sözleşmesi

Oturum Başkanı: Prof.Dr. Gökhan ANTALYA, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

“Yeni Türk Borçlar Kanununun Kefalet Sözleşmesine İlişkin Hükümlerinin Genel Değerlendirmesi”,Prof.Dr. Şebnem AKİPEK, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

“Yeni Türk Borçlar Kanununun Kefalet Sözleşmesine İlişkin Hükümlerinin Bankacılık Uygulaması”,Av. Dr. Ceyda ÖCAL, Akbank 1. Hukuk Müşaviri

16.50-17.10: Sorular-Tartışmalar-Kapanış

YER:BAKIRKÖY ADALET SARAYI KONFERANS SALONU

TARİH:25 ŞUBAT 2013 PAZARTESI

 
 
 
 
Anonim Şirketlerde Bireysel ve Azınlık Paydaş Hakları Semineri

 

6 Ocak 2013 günü AHK Türkiye bünyesinde Ulusoy Hukuk Bürosu işbirliğiyle “Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre hissedarların bireysel ve azınlık hakları” konulu bir seminer düzenlendi. Seminerin amacını 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre getirilen hissedar haklarının hakim ortakların ve dışlanan hissedarların bakış açısından irdelenmesi oluşturuyordu. Seminer, Anonim Şirketler Hukuku ve anonim şirketlerle bağlantılı kişilere yönelik olarak hazırlanmıştı. Avukat Prof. Dr. Erol Ulusoy konuşmasında bireysel ve azınlık hisselerine verilen yeni haklar, hissedarların şirketten çıkartılmalarının veya çıkmalarının mümkün olup olmadığı (sell out – squeeze out), yeni Şirketler Hukuku’nun hissedarlara ne gibi haklar getirdiği ve Genel Kurul’un kar dağıtılmaması yönünde karar alıp alamayacağı gibi soruları yanıtladı. Seminer bir kez daha Türkiye ekonomisinin ne denli hızlı bir değişim süreci içinde bulunduğunu ve Türk Ticaret Hukuku’nun giderek küresel normlara uyumlu hale getirilmekte olduğunu gösteriyordu.
 
Bkn sahife 40:  http://www.dtr-ihk.de/fileadmin/ahk_tuerkei/veroeffentlichungen/ODA/01_ODA_Januar-Februar_2013.pdf
Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy'un kira depozitosu ile ilgili makalesi 21 Şubat 2013 tarihli Dünya Gazetes'nde yayımlandı

Makale için aşağıdaki linke gidiniz:

 

http://www.dunya.com/mobi/author_article_detail.php?id=151184

Yeni Türk Ticaret Kanunun Rekabet Hukukuna Etkisi

Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy, Rekabet Derneği üyelerine, 25 Mart 2013 günü, "Yeni Türk Ticaret Kanunun Rekabet Hukukuna Etkisi" konulu bir konferans verecek.

Haber: http://ekonomi.milliyet.com.tr/ptt-ile-kuyumcularin-altin-kavgasi-mahkemede/ekonomi/ekonomidetay/16.04.2013/1694147/default.htm
Avukap Prof.Dr. Erol Ulusoy, Almanya Frankfurt'ta Seminer verdi

Hukuk Büromuzun yönetici avukatı olan Prof.Dr. Erol Ulusoy, Almanya Dış Ticaret Akademisi (AWA) tarafından 1-2 Temmuz 2013 tarihlerinde  Frankfurt'ta organize edilen "Türk Gümrük Hukuku" ve "Ticaret Hukuku" konulu iki günlük seminer verdi.

Bu seminerlerle ilgili internet sayfası için:

 

https://www.awa-seminare.com/details/seminar/handelsrechtssystem-mit-der-tuerkei-2013/

 

https://www.awa-seminare.com/details/seminar/tuerkei-zollrecht-2013/

Avukat Prof. Erol Ulusoy Eximbank'ta alacak sigortası hakkında seminer verdi

Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy 15 Temmuz 2013 tarihinde Türk Eximbank'da alacak sigortası konusunda seminer verdi.

Avukat Prof. Erol Ulusoy, Türkiye'de Almanca yayın yapan en önemli dergi olan IstanbuPost'a yeni Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu ve bir yıllık uygulamaları hakkında röportaj verdi.

İstanbulPost Türkiye'de almanca dilinde süreli yayın yapan en istikrarli ve yaygın aylık gazetedir. Geçenlerde 50 inci sayısını kutlayan İstanbulPost içeriği ile de zengin ve nitelikli haberler yapan bir gazete olarak ö plana çıkmaktadır.

Röportaj için 

 

http://www.istanbulpost.net/

Yeni Türk Sermaye Piyasası Kanunu

Avukat Prof.Dr. Erol Ulusoy, 23 Ekim 2013 tarihinde Alman-Türk Sanayi ve Ticaret Odası'nda sermaye piyasası hukukuyla ilgili yeni Sermaye Piyasası Kanunu'nun getirdiği yenilikleri anlatacak.

 

http://www.dtr-ihk.de/tr/etkinlikler/event-detail-view/events/seminar-die-boerse-istanbul-das-neue-kapitalmarktgesetz-und-portfolio-management-in-wirtschaftlichen-krisenzeiten/?no_cache=1&cHash=e2ad1b2b5b9823ce077c23c99de81733

Copyright 2011 ULUSOY LAW FIRM Web Tasarım OZCGRUP